Author Archive
Konumuz o meşhur reklam ile ilgili değil..Fakat reklam ile aynı içeriğe sahip bir sanal dünya aparatı üzerine. Bir yazılımcı arkadaş yememiş, içmemiş ve geleceğe elektronik posta göndermeye yarayan bir araç geliştirmiş. Kendisinin 4 saatine ve 50 dolarına mal olduğunu söylediği bu sisteme buradan ulaşabilirsiniz. Sistem basit şekilde ileriki bir tarihte iletilmesi üzere posta gönderimi yapmakta.
Aman siz siz olun bu günlerde Ergenekon konulu postaları ileride düzen değişir bir anlayan çıkar diye birbirinize atmayın. 50 sene sonra canım yurdumda neler olur bilinmez.
Bu yazı toplamda 338, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
Philadelphia’da görülen bir davada jüri, göğüs kanseri olan bir bayan hastanın hastalığını teşhis etme konusunda geç kalan doktorları 12 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum etti. Karara konu olayda kanser vakası ancak tedavi edilemez aşamaya geldiğinde teşhis edilebilmişti. Doktorlardan biri hastası ile mahkemeden önce uzlaştığı için bu tazminatın bir kısmından muaf olsa da, kusur oranına göre uzlaşmaya varmayan doktor bu tazminatın %65′lik kısmını yani; 7.8 milyon doları hastaya ödemekle yükümlü kılındı.
Haberin detayları için tıklayın
Manevi tazminat davası mağdur üzerinde zenginleşmeye yol açmamalıdır şeklinde ısrarını sürdüren yurdumuz yüksek mahkemelerine insan uzuvlarının para ile ölçülemeyen bir değeri bulunduğunu haddimiz olmayarak hatırlatalım. Zira 7.8 milyon dolar ile silikondan göğüs yaptırmak mümkün olsa da gerçeğini çıkarabilmek için halen sadece Yaratıcının sahip olduğu bir yetenek; yoktan var etme yetisi gerekmekte..
Bu yazı toplamda 186, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
İngiltere’de alınan bir yargı kararı hukuk adına bazen traji-komik olayların da yaşandığını ispatlar nitelikte: Önüne gelen bir uyuşmazlık hakkında temyiz mahkemesi sıfatı ile karar alan Lordlar Kamarası, geçirdiği bir iş kazasından altı yıl sonra intihar eden işçininin sağ kalan eşinin tazminata hak kazanması gerektiğine karar verdi. Anlaşılan mahkeme somut olayda iş kazası ile merhum işçinin girdiği depresyon arasında bir paralellik kurmuş.
Öyleyse; artık zengin kayınpeder, yaşlı ve zengin eş arama çabalarımızı sonlandırabiliriz. Hemen kolayca bunalıma girip bize avuç dolusu para kazandırabilecek eşler aramaya koyulalım. (aman gerçek sanmayın sadece kara mizah)
Haberin detayları için; buyrun burdan yakın..
Bu yazı toplamda 117, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
Ev temizlik ürünleri üreten dünyaca ünlü Unilever firmasının başı Fransız rekabet otoriteleri ile dertte. Ünlü firma anlaşmalı olarak fiyatları sabitlemek ve bu surette rekabeti bozmakla suçlanıyor. Suçlamaların doğruluğunun ispatlanması halinde firma tüm satışlarının %10′u oranında bir ceza ödemeye mahkum edilebilir.
Haberin detayları için tıklayın.
Bu yazı toplamda 121, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
Bir anlam vardı uzakta bir yerde. Ne olduğunu bilmediğimiz ama kendisi için yaşadığımız. Günü anlamlandırmak için hep o anlamdan faydalanırdı insanlar. Bir gün, bir başka anlam onun yerini alana kadar…
İlk anlama Tanrı demişti insanoğlu..Soyuttu; elle tutamazdık, gözle göremezdik. Ama bilirdik ki o bizi görürdü. Kurallar koymuştu kendi anlamının mantıksal çerçevesinde; ya da belki de bizler onun kurallar koyduğunu düşünmüştük. Başlangıcı ne olursa olsun, bizleri bağlardı o kurallar..Hayatımızın adımları, hep o anlam ile hayatımızı ne şekilde yorumladığımıza göre değişirdi.
Sonra ikinci bir anlamı farketti insanoğlu. Bu anlam çok daha somuttu; elle tutulmuyordu belki ama sonuçlarını katı bir soğuklukla hissettiriyordu. Ölüm dediler adına; ilki gibi gene hayatımızı yorumlarken kullanılıyordu. Ama bu sefer derin bir korku ile, kaçınılan bir olgu olarak. Artık öyle bir hal almıştı ki ilk anlam ile birlikte hemen akla gelen, korkulan olmuştu. Hatta kimi insanlar diğerleri ilk anlamdan uzaklaşmasın diye ikinciyi kullanır olmuştu..
…Ve sonra, belki bir gün gelecekte…Asıl anlamı keşfedecekti insanoğlu. Varlığının yegane sebebini; kendisini ve etrafını koşulsuz sevmeyi..İşte o zaman ilk anlamı yaşayıp ikinci anlamda kaybolmayı öğrenecekti…
Bu yazı toplamda 162, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
İçinde bulunduğumuz çağın insanı içinde kaybeden keşmekeşinde, tad alarak değil de, sanki bir günü daha atlatmak için harcıyoruz hayatlarımızı..Modern toplumun ya da modern toplum diye bize dayatılanın üzerimizde kurduğu baskılar çok zaman yaşamımızı sınırlandırıyor. Sabah 8 akşam 6 mesaileri, trafik çilesi, güncel sorunlar ve her gün içinden asla çıkılmayacakmış gibi duran onlarca sorun.. Modern çağın üzerimizde kurduğu hakimiyet artarken düşüncelerimiz de bu baskıdan nasibini alıyor. Tek derdi elindeki odun parçası ile bir hayvan avlayıp akşam mağarasında yaktığı ateş kenarında bu eti yemek ve ömrünü her gün yeni bir şeyi -farkında olmadan- keşfederek yaşamak olan atalarımız, elbette ki bizden daha basit sorunlara sahiptiler. Para yerine takas, ocak yerine ateş kullanırlardı, modern çağın standartlarına göre belki de barbardılar..Peki ama bizden daha mı mutsuzdular?
Modern çağın insanı, bir yandan eskiyi içinde yaşadığı zamanın ölçütleri ile değerlendirirken diğer yandan kendince yeni değerler ortaya koymakta. Bugün artık yamyamlık bir suç olarak görülürken, milyonları herhangi bir hammadde için öldürmek “savaş” adı altında değerlendirilebiliyor. Oysa ki, ilkel addettiğimiz bir yerlinin, tanrısal-üstün özellikleri bulunduğunu düşündüğü bir insanı, onun ruhuna ve gücüne sahip olmak için yemesi ile milyonları en nihayetinde bir “madde” için öldürmek sonuçları itibariyle farklı olgular değil..Hatta zamanı ve koşulları içinde -bir ütopya olsa da- etik bir değerlendirme yapıldığında birinci olayın ikincisinden daha erdemli bir vaka, inanış olduğu düşünülebilir. Özüne inildiğinde insanın insanla savaşı tüm kültürlerde var olmuş gibi gözükmekte.
İronik bir şekilde Cicero’nun öz deyişinde belirttiği gibi “ibi societas ibi ius” (nerede bir toplum varsa orada hukuk vardır) durumu aslında bu savaş halini örtülü olarak belirtmektedir. Aslında, her toplumsal düzeyde bir hukukun varlığını vurgulayan bu söz, alt yapısı itibariyle bu durumun gerekli olduğunu da belirtmekte. Çünkü, nerede ve ne zaman yaşamış bir insan topluluğu varsa gerek iç ve gerekse de dış çatışma hep varolmuş. Bu noktada hukukun çatışma kültürünü sonlandıran bir etki göstermediği ve fakat getirilen her kurala karşı birisinin ya da birilerinin muhalif kaldığı gözlemlenmektedir. Demektir ki bizleri çevreleyen kurallar silsilesi herkesi memnun edebilmiş değildir. Acaba bu büyük üstad Goethe’nin kurguladığı; “insanlara oldukları gibi muamele edersek onları daha kötü kılarız; eğer onları olması gerektiği gibi ele alırsak olabilecekleri kadar iyi yaparız” şeklindeki toplumsal hukuk tanımının iflası mıdır? Yoksa hukuk denilen sistem zaten en başından beri ölü -yada yumuşatılmış bir ifade ile- sakat doğmuş bir çocuk mudur? Asla cevaplanamayacak bir soru değil mi? Sorunun cevabı eski bir paradoksta gizli; “bir Giritli bütün Giritliler yalancıdır demiştir.”
Bu yazı toplamda 175, bugün ise 2 kez görüntülenmiş